12 Mayıs 2021 Çarşamba

ANILACAK YAŞ

Büyüdün mü sen sevgilim? Anılacak yaşa erdin mi?

Daha dün o görkemli ve benzersiz güzellikteki bedende küçücük, haylaz bir oğlandın oysa. Kucağımdan bir anda kaçıverdin. Ne sonsuz şikâyetlerin, bitmeyen taleplerin kaldı ne de ruhuma akıttığın o nefis, o eşsiz aşkın. Bir bakıverdim ki tatlı kahkahaların çınlatmıyor evimizi... Bir düş gördüm sanki, yirmi üç yıllık saadet uykusundan uyandım. Her sabah ayaklarım yere değer değmez zihnime dolan “Nadir ne ister, neye ihtiyacı var?” düşü, düşüncesi boşa düşmüş. Düş, düşün, düşüş…

Demek bu yüzden kaçman, gitmen, büyümen lazımmış; anılacak yaşa ancak böyle erebilecekmişsin. Artık senin için Kafdağı’nın ardından üç tüy getirmeme ihtiyacın kalmayacakmış. Anılacak yaş bu demekmiş. Tamam, ihtiyaçtan âzâdoldun ama sevgimi, hasretimi hissedebiliyor musun, gözyaşlarımı tadabiliyor musun hâlâ? Ne zaman ağlasam yüzümü öper, oh tuzlu tuzlu derdin. Fakat merak içindeyim. En azından ferah mı oralar, memnun musun yeni yerinde?

Güzel yüzünü görememe cezasına çarptırılalı tam on beşinci gündeyim. Yokluğun kemiklerimi kırıyor, ateş olup yakıyor, buz olup kesiyor… Aklımı kurcalıyor, acıların dindi mi? Korkulardan ördüğün ceketi savurup attın mı sırtından? Ferah mı oralar, gönlünce hareket edebiliyor musun?

Demek gittin ve büyüdün sevdiğim, anılacak yaşa geldin. Demek artık beden cenderesinden kurtuldun. Fizik âlemin sana çektirdiği tüm acıları, kaygıları, endişeleri, korkuları, ağrıları, batmaları, sancıları ardında bıraktın. Beni de o acılarla başbaşa, sanki… Tenin tenime değemiyor. Bu yüzden derimden ter yerine keder sızıyor bak. Ama biliyorum ki hür oldun sen, özgürleştin. Rengimden, kokumdan, sesimin tonundan, saçımın yüzünü gıdıklaması ve nefesimin göğsünü ısıtmasından mahrumsun belki ama o bitmez hastalıklardan da kurtuldun. Belki bir süre sonra bunda bir teselli bulabilirim. Belki bir süre sonra, yemek yaparken yine bir şarkı söyler ve kalbimde yine senin sesini duyarım: Yaşa kız! Ne güzel söyledin…  

Ne çok bunaldın ağrılar yüzünden son seneler, ne kadar sinirlendin benim güzel adamım. Hepsi bir yana kısacık bir mesafeyi yürümek bile buz kompreslerine, hiç alışamadığın sabırlara ve ilaçlara mahkûm ediyordu seni. Acıdan yüzün ekşiyor, gözlerini aydınlatan o meşhur ve şahane ışıltın azap kıvılcımlarına evriliyordu. Acını dindirmek için çaresiz koşuşuyor, didiniyor, çırpınıyordum. Fayda etti mi, rahat ettirebildim mi seni bu dünyada… Biliyorum sen hep minnet ve merhamet duydun bana. Belki biraz acıdın bile. Hep söyledin çünkü, “sen olmasan ben çoktan öbür tarafı boylamıştım”.

Fakat dedim ya, merak içindeyim. Ferah mı oralar, rahat mısın? Bir şey istediğinde koşup getiriyorlar mı, benim Kafdağı’nın ardındaki üç tüyü yetiştirdiğim gibi… Yoksa sen artık büyüdün mü sevdiğim? Her isteğini kendin yapacak güce erdin mi? Anılacak yaşa geldin mi…  


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder