16 Mayıs 2021 Pazar

Yoksun sanma, varsın sevdiğim.

Gidişinin beşinci günü şöyle yazmışım: Zaman, tasavvur ettiğimiz gibi gelip geçen bir şey olmasa gerek. Yirmili yaşları, yetmişli yaşları... Her biri şu anda benimle gibi hissediyorum. Ve bir tek bunda teselli buluyorum. Ah Nadir’ciğim…

Zaman çizgisel bir geçiş değil doğru, çünkü zaten yıllardır aklımdaki tanım bu. Ama böyle bir şey yazdığımı hiç hatırlamıyorum biliyor musun sevgilim. Altına bir de senin çeşitli yaşlarda çekilmiş fotoğraflarını eklemişim. Yirmili, kırklı, yetmişli yaşların… Kendi Facebook profilimi tararken yakalandım kendime. İçimdeki zaman ölçer iyiden iyiye sapıtmış olsa gerek, paylaştıklarım yabancı geliyor.   

Neden böyle bir şey yaptığımı adamakıllı düşününce hatırladım. İnsanlar o günlerde, sosyal medyayı bezedikleri 720x1280 sahteliklere bir de 20’li yaşlar akımını eklemişlerdi. Herkes sahiden güzel olduğu yaşlarda çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor, naylon suretler dünyasına bir tutam hakikilik serpiyordu. Hani filtrelere, fotoşoplara falan ihtiyaç duymadıkları o körpecik yaşlardaki resimler.

Tam da senin gittiğin günlerde… Tam da seni özlemekten kemiklerim kırılırken… İçimde bir gök gürültüsü patlamıştı: Ulan benim canım gitti başlarım sizin gençliğinize güzelliğinize be! O yüzden seni göstermek istemişim. Göğsümde gürleyen hezeyan duyulmasın diye yazmışım o zaman bahsini. 20’li yaşlar şeysinde sen de ol ve her yaşta nasıl güzel olunur göster, demeye getirmişim. Biraz öfke, biraz gücenmeyle...  

 

İnsan yaslı ve çaresiz olunca dünya dursun istiyor. Hayatımda ilk defa sahici bir bencillikle diliyorum bunu. Milyonlar benle birlikte yas tutarsa daha kolay geçecekmiş gibi geliyor. Arkadaş grupları her sabah bir tur “günaydın”laşamasın mesela, yahu kızın canı gitti canı, ne günaydını amk desinler onun yerine. Ya da benim acım dinene kadar kimsenin doğum günü gelmesin, bebekler doğmasın, hatta bayram olmasın.

Bayramdı, evet. Daha adında bile uzlaşamadıkları bir şeyi telefon marifetiyle ve var güçleriyle kutladılar. Benim bile bayramımı kutladılar, inanır mısın! Gülme aşkım ya, valla aklım almıyor. Sesin içimde sanki, duyarmışçasına biliyorum. Her zamanki gibi “böyle şeylerin üstünde durma güzelim” diyorsun yine. Haklısın… Ne desinler ki zaten? Kederden ölme lütfen demeye çalışıyorlar. Sözcükler farklı sadece.

Bir de “sağlığına dikkat et” diyor herkes. İlk günler anlamını çözemiyorum, sonradan kafama dank ediyor. İntihar etmemden çekiniyor olmalılar. Birbiri ardına hatta üst üste gelen taziye telefonlarına cevap yettirmeye çabalıyorum. Tam on yedi gündür bir başcağızıma ateşlerde yandığımı fark ettirmediğimi sanıyorum ama yememişler besbelli. Bazı aramaları açamıyorum, nefesim yetmiyor. Hıçkırırken alo denmiyormuş, öğreniyorum. Daha sonra dönüyorum onlara, içimdeki fırtına ara verince. Ağlamaktan yorgun düşen bebekler gibi yıkılıp bir yarım saat uyuyakalıyorum sonra. Kimileriyle gayet soğukkanlı şekilde konuşabiliyorum ama bazı insanların yüzüne sıçrıyor sanki gözyaşlarım. Neye göre tefrik ediyor yürek, çözemedim. Kime haykırıp kime donacağını neye göre seçiyor…  

Sen keşke böyle doğmadan önce olduğun yere gidivermeseydin de sevdiğim, görseydin ne çok sevenin varmış. Belki malum oluyordur, yani umarım öyledir. Ben yine de her ihtimale karşı yazıyorum sana işte. Bilmen lazım çünkü, çok ama çok insan aradı. Kimler kimler methetti seni, kimler kimler gözyaşı döktü… Keşke hayat bir bahane verseydi de yaşarken kendi gözünle görseydin, binlerce yürekte yer ettiğini, binlerce hayata dokunup gönendirdiğini.

Ben? Ben senin karınım yavrum, öyle dağılıp yerlere serilmem, qaygırma[1]. Yarın büyük gün hem. Heyecanlıyım. O derece ki, öğleden beri ne giyeceğimi falan düşünüyorum. Çünkü yarın nihayet sana geliyorum sevdiğim. Ev hapsim bitiyor yarın. O bayıldığım mermer sırtına kollarımı dolamak gibi olmayacak elbet, senin yerine toprağını avuçlayacağım ama olsun… Buna da şükür.

Yarın geldiğimde etraflıca konuşuruz. Hâlâ nasıl da sana göre, senin için yaşadığımı anlatırım. Mutfak havluları bile astırdığın yerde, ellemedim. Bir tek ilaçlarını toparladım, bir cana yarasın, alamayan varsa kullansın diye. Bir de sır vereyim, bayılırsın böyle fısır fısır anlatmama: Senin pijamalarını giyiyorum. Hani hep derdin ya sana olmaz onlar, dar gelir diye. Vallahi de bol geliyor.

Bir de yine yarın detaylı konuşuruz elbet ama seni sonsuza kadar yaşatacak işler peşindeyim. Umarım insanlar beni yüzüstü bırakmaz. Bırakmazlar tabii. Beni bıraksalar seni bırakmazlar sevdiğim. Keşke görseydin ne çok sevildiğini… Öpüyorum. İyi geceler.




[1] Tatarca: Kaygılanma.

1 yorum: